Kumpaslar

Ergenekon Davaları

"Derin devletle yüzleşme" amacıyla yola çıkılmış Egenekon Davalarında farklı devlet kurumlarından birçok memur yargılandı. 21 Nisan 2016 tarihinde üst mahkeme, yerel mahkemenin Ergenekon Terör Örgütü'nün kabulünde isabet görmedi ve dava sürecinin yeniden ele alınması kararına vardı. Böylece FETÖ'nün bu davayı fırsat görerek devlete yerleşmek amacıyla birçok kamu görevlisine kumpas kurduğu ortaya çıkmış oldu.

“Derin devletle yüzleşme” amacıyla yola çıkılmış Egenekon Davalarında farklı devlet kurumlarından birçok memur yargılandı. 21 Nisan 2016 tarihinde üst mahkeme, yerel mahkemenin Ergenekon Terör Örgütü’nün kabulünde isabet görmedi ve dava sürecinin yeniden ele alınması kararına vardı. Böylece FETÖ’nün bu davayı fırsat görerek devlete yerleşmek amacıyla birçok kamu görevlisine kumpas kurduğu ortaya çıkmış oldu.

17 Mayıs 2006 yılında Avukat Alparslan Arslan’ın Danıştay 2. Daire’de gerçekleştirdiği saldırı sonucu üyelerden Yücel Özbilgin hayatını kaybetti, daire başkanının da aralarında bulunduğu 4 üye ise yaralandı. Dava ile ilgili iddianamede, saldırının”Ergenekon Terör Örgütü” tarafından gerçekleştirildiği, amacının ise “kaos ve kargaşa ortamı yaratmak” olduğu ifade edildi. Daha sonra ortaya atılan iddialar ise FETÖ’nün yargı sürecini kendi lehine çevirdiği yönündeydi. Uzun tutukluluk süreleri ile sürekli olarak uzayan, ertelenen davalar ve hak ihlalleri, yargılamaları tartışılır bir hale sokuyordu.

Screenshot_18
Şener Eruygur, İlker Başbuğ, Veli Küçük, Doğu Perinçek

Ergenekon Davalarının Başlangıcı

İstanbul’da bir gecekonduda bulunan el bombaları ile başlayan Ergenekon davaları 6 yıl 2 ay boyunca karara bağlanmadı. 13. Ağır Ceza Mahkemesi kararını 5 Ağustos 2013 tarihinde açıklarken, davalar Silivri Cezaevi’nde oluşturulan duruşma salonunda görüldü.

Başlangıçta iddia edilen örgüt

  1. İddianame

Ergenekon’un ilk iddianamesi Zekeriya Öz, Mehmet Ali Pekgüzel ve Nihat Taşkın tarafından hazırlandı ve 86 sanığın bulunduğu dava 25 Temmuz 2008 yılında görülmeye başlandı. Ergenekon duruşmalarının ilki 20 Ekim 2008’de Silivri Cezaevi’ndeki duruşma salonunda gerçekleştirildi.

Yargılamalar sürerken aşağıdaki davaların fiili ve hukuki irtibat nedeniyle birinci Ergenekon davasıyla birleştirilmesine karar verilmiştir.:

 

9 Sanıklı Danıştay Davası:

Danıştay davası Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüp, Alparslan Arslan tarafından yapılan saldırının Ergenekon ile bir alâkasının olmadığına hükmedilmişti. Fakat Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Aralık 2008’de bu kararı bozdu ve de Danıştay Saldırısı davasının Ergenekon davası ile birleştirilmesine karar verdi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 8 Mayıs 2009 tarihinde Danıştay davası ile bu davanın birleştirilmesine karar verdi.

Öte yandan Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi’nin iki yöneticisine de Ergenekon örgütüne üye olmaktan dava açıldı.

Danıştay saldırısının faili Alparslan Arslan’a Glock marka silah satılmasına ilişkin Üsküdar 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nde süren dava.

Savcı Zekeriya Öz’ü tehdit ettiği gerekçesiyle Özkan Kurt’a açılan dava.

Cumhuriyet Gazetesi’ne yönelik gerçekleştirilen bombalı saldırı.

İsmail Rençber’in, Rum Ortodoks Patriği I. Bartholomeos’a yapılan suikast hazırlığı suçlaması ile yargılandığı dava.

Rum Ortodoks Patriği I. Bartholomeos’a yönelik suikasta hazırlandığı suçlamasıyla yargılanan İsmet Rençber’in davası.

Şile’de bulunan mühimmata ilişkin İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 4 sanıklı dava.

Davanın ikinci duruşmasında, adli tıp uzmanı Prof. Şebnem Korur Fincancı da bu davada yargılanan bazı sanıklar kendisine ait kişisel bilgileri kaydettiği ve özel telefon görüşmelerini dinlediği için yaptığı müdahillik talebi ile Cumhuriyet gazetesinin üç kez bombalı saldırı düzenlenmesi olayı ile gazetenin doğrudan zarar gördüğünü gerekçe göstererek yaptıkları müdahillik talebi mahkeme heyetince kabul edilirken; Hukukçular Derneği, Demokratik Toplum Partisi, İnsan Hakları Derneği, Çağdaş Hukukçular Derneği ve Diyarbakır Barosu’nun müdahillik talepleri ise reddedildi. Danıştay saldırısında yaralanan dönemin Danıştay 2. dairesinin başkanı Mustafa Birden, üyeleri Ayfer Özdemir ve Ayla Gönenç ile tetkik hakimi Ahmet Çobanoğlu 6 Ağustos 2011’de davaya müdahil oldu.

2.İddianame

25 Mart 2009 tarihinde, Ergenekon kapsamındaki 2. iddianame kabul edildi. Bu davanın 58 sanığı bulunuyordu. Davanın ilk duruşması 2009 yılında Silivri’de gerçekleştirildi. 20 Temmuz 2009’da ilk duruşması yapılan bu dava, bir yıl sonraki 52 sanıklı 3. iddianamenin görüldüğü dava ile birleştirildi.

Ergenekon kapsamındaki 58 sanıklı 2. iddianame 25 Mart 2009 günü kabul edildi. Davanın ilk duruşması 20 Temmuz 2009’da Silivri’deki duruşma salonun da yapıldı. Daha sonra bu dava Ağustos 2009’da açılan 52 sanıklı 3. iddianame ile birleştirildi.

Aşağıdaki davalar fiili ve hukuki irtibat nedeniyle 2. Ergenekon davasıyla birleştirilmiştir:

Yusuf Erikel’in de aralarında bulunduğu 8 sanık için hazırlanan ek iddianame Sivas Ermeni cemaati lideri Minas Durmazgüler’e suikast planı iddiası için hazırlanan 2 sanıklı iddianame.

Aynı suikast planı için 2011 Haziran ayında hazırlanan İbrahim Şahin ve Garip İrfan Torun’un suçlandığı ek iddianame.

30 sanıklı İrticayla Mücadele Eylem Planı davası.

Davanın temelini oluşturan iddia 2003-2004 yıllarında hazırlandığı iddia edilen Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven kod adlı planlardır.Sanıklar 2003-2004 yıllarında mevcut hükumeti silah zoru ile devirip anti-demokratik yollarla devlet idaresini ele geçirmeyi planlamak ve bu çerçevede Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven kod adlı darbe planlarını hazırlamakla suçlanmıştır.

İddianamede Sarıkız kod adlı planın; Eruygur, Yalman, Örnek ve Fırtına tarafından yapıldığı savunulmuş ancak Eruygur dışındaki üç kuvvet komutanın “Ergenekon örgütü ile irtibatı tespit edilemediği için Ergenekon sanıkları ile birlikte iştirak ettikleri eylemler ile ilgili evrakın tefrik edildiği” belirtilmişti.Haklarında Ergenekon üyeliği suçlaması bulunmayan Yalman, Örnek ve Fırtına’nın tefrik edilen dosyaları “olay yerinin Ankara olduğu” gerekçesiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, ‘Darbe Günlükleri’ne ilişkin yürütülen soruşturma ile Ergenekon soruşturması arasında fiili irtibat bulunduğu gerekçesiyle dosyayı tekrar İstanbul’a gönderdi.

Bir diğer bir suçlama Özel Harekât Dairesi eski başkanvekili İbrahim Şahin’in liderliğinde oluşturulduğu ve bir grup emniyet mensubu ve askerin içerisinde yer aldığı iddia edilen “S-1” suikast yapılanmasıdır. Kendilerine karşı suikast yapılacağı ileri sürülen Ali Balkız ve Kazım Genç’in davaya müdahillik talebi kabul edildi. Gölbaşı ve Zir Vadisinde bulunan silah ve mühimmat da bu davadaki suçlamalar arasında yer aldı.

Sonradan bu davayla birleştirilen İrtica ile Mücadele Eylem Planı davası İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 29 Nisan 2010 günü kabul edilen iddianameyle açılmıştı. İlk duruşması 28 Haziran 2010’da Silivri’deki duruşma salonunda yapılan davadaki başlıca suçlama, Ergenekon zanlısı Levent Göktaş’ın yine aynı soruşturma kapsamında tutuklanan avukatı Serdar Öztürk’ün ofisinde ele geçirildiği belirtilen ve 12 Haziran 2009’da Taraf gazetesinde manşetten verilen “İrticayla Mücadele Eylem Planı” başlıklı belgedir. Genelkurmay’da çalışan albay Dursun Çiçek’in hazırladığı iddia edilen belge Adalet ve Kalkınma Partisi ile Gülen hareketine yönelik, kara propaganda, komplo ve yıpratma planları içermekteydi. 2003-2004 dönemindeki darbe planlarına katılmakla suçlanan firarî sanık Bedrettin Dalan ve Dalan’a hakkındaki soruşturmayı önceden haber vererek yurtdışına kaçmasını sağladığı iddia edilen MİT İstanbul Bölge Başkan Yardımcısı Özel Yılmaz da sanık olarak yer aldı. İki Aydınlık dergisi çalışanı da 2003-2004 dönemindeki darbe planlarına katılmakla suçlanan dönemin Jandarma İstihbarat Dairesi başkanı Levent Ersöz’ün arşivindeki hükûmet üyelerine ait telefon dinleme kayıtlarını bulundurduğu gerekçesiyle yargılanmaktadır. AK Parti genel başkan yardımcısı ve eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in İrticayla Mücadele Eylem Planı belgesinde “Milli Eğitim Bakanlığı’na ait okul öğrencilerine ait ibadet görüntü ve haberlerinin medyada yoğun biçimde yer alması sağlanarak, Milli Eğitim Bakanı kamuoyu nezdinde yıpratılacaktır.” ifadesinin bulunduğu için yaptığı müdahillik talebi kabul edildi. Temmuz 2011’de 22 sanıklı internet andıcı iddianamesi kabul edildi. İrticayla Mücadele Eylem Planı davasıyla birleştirilen davada sanıklar hükûmet aleyhinde kara propaganda ve psikolojik harekât amaçlı web siteleri kurmakla suçlanıyorlar.  Aralık 2011’de de Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yaptığı müdahillik talebi kabul edildi.

Bu iki dava birleştikten sonra Mehmet Perinçek’in de aralarında bulunduğu 14 şüpheli hakkında hazırlanan iddianame sonucu açılan dava da ana dava ile birleşti.

274 sanıklı Ergenekon ana davasında aralarında Ümraniye bombalarıyla suçlanan emekli astsubay Oktay Yıldırım, emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin, yazar Ergün Poyraz, Eskişehir’de bulunan mühimmat ile suçlanan emekli Binbaşı Fikret Emek, emekli tuğgeneral Veli Küçük, Türk Ortodoks Patrikhanesi basın sözcüsü Sevgi Erenerol, İşçi Partisi genel başkanı Doğu Perinçek, Büyük Hukukçular Birliği başkanı Kemal Kerinçsiz, Kuvayı Milliye Derneği başkanı Fikri Karadağ, Cumhuriyet ve Danıştay saldırısının failleri Alparslan Arslan ve Osman Yıldırım, eski 1. Ordu Komutanı emekli orgeneral Hurşit Tolon, Jandarma İstihbarat Dairesi eski başkanı emekli tuğgeneral Levent Ersöz, Jandarma Teknik İstihbarat Dairesi eski başkanı emekli Albay Hasan Atilla Uğur, Cumhuriyet gazetesi Ankara temsilcisi Mustafa Balbay, gazeteci ve televizyoncu Tuncay Özkan, Başkent Üniversitesi rektörü Mehmet Haberal, İnönü Üniversitesi eski rektörü Fatih Hilmioğlu, Zir Vadisi kazılarıyla suçlanan Yarbay Mustafa Dönmez, Özel Harekât Dairesi eski başkanı İbrahim Şahin, Albay Dursun Çiçek, emekli orgeneral Hasan Iğsız ve eski genelkurmay başkanı İlker Başbuğ’un da bulunduğu 65 kişi tutuklu olarak yargılanıyor. Hakkında yakalama kararı olan Nusret Taşdeler henüz teslim olmadı, Turhan Çömez, Bedrettin Dalan ve Mustafa Bakıcı ise yurtdışında firarî.

Ergenekon davasında sonuç

 Ergenekon Davası için kararını veren Yargıtay, eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un da aralarında olduğu 274 sanıklı davayı usul ve esas yönünden bozdu. 9 yıl süren davanın açılması sürecinde kilit rol alan Savcı Zekeriya Öz, yurtdışına kaçmıştı.

Yargıtay, dokuz yıldır süren Ergenekon davasını usulden bozdu, dosya sil baştan ele alınacak.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, “Ergenekon terör örgütü”nün, kim tarafından ne zaman kurulduğunun, suçlarının, hiyerarşik yapısının ortaya konulmaması, liderinin belli olmaması gibi nedenlerle yerel mahkemenin “Ergenekon terör örgütü” kabulünde isabet bulunmadığına hükmetti.

Yüksek Mahkeme, Danıştay saldırısı davası ile Ergenekon Davası arasındaki hukuki ve fiili irtibatın somut delillerle gösterilememesini de bozma nedeni yaptı.

Yargıtay, delillerin toplanmasında da hukuka aykırılık olduğunu tespit etti.

Daire, ayrıca emekli Orgeneral İlker Başbuğ’un Yüce Divan’da yargılanması gerektiği yönündeki itirazını haklı bularak, bunu bozma nedeni saydı.

Mahkeme Başkanı Eyüp Yeşil, dosyanın bozulmasına karar verdiklerine işaret ederek, bunları başlıklar altında sıraladı.

Yargılama şartlarına ilişkin bozma nedenlerini anlatan Yeşil, sanıklardan İlker Başbuğ’un itirazını yerinde gördüklerini söyledi.

Yeşil, “Suçun, görev sırasında ve görevden dolayı işlendiği iddia edildiğinden Anayasa’nın 148. maddesi gereğince yargılanmasının Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yapılması gerektiği gerekçesiyle bu hüküm bozulmuştur” dedi.

Sanıklardan Mehmet Şener Eruygur’un, yargılama aşamasında nörolojik rahatsızlık geçirdiğini, dolayısıyla savunmasının sağlıklı şekilde alınamadığına dikkati çeken Yeşil, savunma yapabilecek konuma geldiği takdirde yargılamaya devam edilmesi aksi halde davanın düşmesine karar verilmesi gerekirken bu hususa uyulmamasının da bozma nedenlerinden olduğunu bildirdi.

Birleştirme kararlarına da değinen Yeşil, “Özellikle Danıştay davası sanıklarıyla Ergenekon terör örgütü olarak isimlendirilen dava sanıkları arasında hukuki ve fiili bağlantının varlığı, somut delillerle ispat edilmesi ya da bu Danıştay saldırısında gerçekleştirilen öldürme suçunun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlendiğinin açıkça tespit edilmesi gerekir.” ifadesini kullandı. Yeşil, bu duruma aykırı, zayıf delil ve iddialarla dosyanın birleştirilmesinin adil yargılama hakkı ve davanın makul sürede sonuçlandırılmasına engel olacağının gözetilmemesinin bozma nedenlerinden olduğunu aktardı.

Yeşil, ayrıca hayatını kaybeden sanıklar hakkındaki hükümlerin de düşmesi gerektiğini         kaydetti. Mahkemenin oluşumu hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesindeki bozma görüşünün daire tarafından da benimsendiğini dile getiren Yeşil, şöyle konuştu:

“Ağır ceza mahkemeleri yasal olarak 3 kişiden teşkil eder, bir başkan 2 üye. Ancak, özellikle kararın tefhim aşamasında 6 hakimin tefhimde bulunduğunu, kendileri basına yaptıkları açıklamalar ve ön sözde de müzakerenin, bu tüm hakimlerin katılımıyla yapıldığını ifade ettiler. Halbuki, hakimlerin tamamen her şeyden bağımsız, tarafsız ve etkilenmeden kendi vicdani kanaatlerine göre karar vermeleri gerekir. Buna riayet edilmeksizin verilen hükümlerin CMK gereğince bozulması gerektiği sonucuna varılmıştır.”

Screenshot_11
Yalçın Küçük, Mustafa Balbay, Doğu Perinçek, İlker Başbuğ

Dava süresince yapılan Usulsüzlükler

ADİL YARGILAMA İLKESİNE AYKIRILIKLAR

Adil yargılama ilkelerine aykırılık konusundaki bozma nedenlerine de değinen Yeşil, savunmaya ilişkin soruşturma aşamasında bir kısım sanıkların ifadesi ve sorgularında Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 147 ve 148. maddelerindeki hükümlere uyulmaksızın, özellikle zorunlu gerekçeler gösterilmeden kesintisiz, uzun süreli, geceleyin ve sağlıksız koşullarda yasa hükmüne uygun şekilde ifade alınmamasının bozma nedeni sayıldığını belirtti.Yeşil, sanıkların suçlama, esas hakkındaki mütalaa ve tutuklamaya karşı itirazlarla ilgili taleplerin yasada olmayacak şekilde 1-2 saat gibi sürelerle sınırlandırılmasının da bozma nedenlerinden olduğunu kaydetti.Sözlü yargılama ilkesine aykırı davranıldığını da belirten Yeşil, disiplin sebebiyle duruşma salonundan çıkarılan sanık ve müdafilerine, tekrar duruşmaya kabul edildiklerinde onların yokluğunda yapılan işlemlerin huzurlarında okunmamasını bozma nedeni saydıklarını aktardı.Yeşil, bazı sanıklarla ilgili suç vasfının değişmesine karşın ek savunma hakkı verilmemesi, birçok davanın bu davayla gereksiz şekilde birleştirilerek davanın hacminin bu duruma getirilmesi gibi konuların diğer bozma nedenleri arasında yer aldığını söyledi.

 DELİL TOPLANMASI

Delil toplanmasına ilişkin usule aykırılıkları da anlatan Yeşil, “Tanık dinlenmesi taleplerinin gerekçesiz reddedilmesi, duruşmada hazır edilen tanıkların CMK’daki açık hükme rağmen dinlenmemeleri, sanık sıfatı bulunan bir kısım tanıkların aynı zamanda tanık ve gizli tanık olarak dinlenmesi, dolayısıyla 1 kuzudan 3 post çıkarılması bozma nedenlerindendir” şeklinde konuştu.Yeşil, bazı tanıkların dinlenmesi için yasal izin gerekmesine rağmen izin alınmaksızın dinlenmeleri, ele geçirilen belgelerle ilgili arama ve soruşturma işlemlerinin kolluk görevlilerine yaptırılması suretiyle CMK’ya aykırı davranılması, devlet sırrı niteliğinde olduğu iddia edilen belgelerin yasaya aykırı şekilde kolluk görevlilerine incelettirilmesi ve bu devlet sırrının cumhuriyet savcısı tarafından vasıflandırmasının yapılması gibi konuların da bozma nedenleri arasında bulunduğunu bildirdi.Başkan Eyüp Yeşil, dijital delillerin inceleme ve çözümünün aynı kolluk görevlileri ve bilirkişilere yaptırılması ve itirazların ciddiye alınmamasının da bozma nedeni sayıldığını dile getirdi.Önleme araması sonucu ele geçen delillerin yasal gereğine uyulmadan muhafaza altına alındığı ve ardından bunların hükme esas kabul edildiğini belirten Yeşil, avukatların büro ve evlerindeki aramalarda yasa hükümlerine aykırı davranıldığını vurguladı. Askeri yerlerdeki aramaların da CMK’daki usullere aykırı yapıldığına işaret eden Yeşil, pek çok arama sırasında ihtiyar heyeti veya komşulardan 2 kişinin bulundurulması zorunluluğuna da uyulmadığını söyledi.

EN ÖNEMLİ İHLALLER

Bilgisayar, bilgisayar programları ve kütüklerinde arama, kopyalama, el koyma yapılabilmesine dair, CMK’da yer alan ayrıntılı düzenlemeye aykırı davranıldığına da dikkati çeken Yeşil, aramada elde edildiği belirtilen tüm dijital medyalara, seri numaraları ve ayırt edici özellikleri yazılmayarak ve arama mahallinde imajları alınmadan, ilgilisine kopya verilmeden, yasaya uygun gerekçesi de tutanağa yazılmadan kolluk birimine götürülüp incelenmesinin, en önemli ihlallerden olduğunu anlattı.Yeşil, ele geçirilen delillere kolluk tarafından ek yapıldığının ileri sürülmesine karşın, bu iddianın mahkemece ayrıntılı araştırılmamasını da bozma nedenlerinden saydıklarını ifade etti.Bir kısım iletişim tespitine ilişkin kararlarda kuvvetli suç şüphesini gösterir nedenlerin yer almadığını aktaran Yeşil, tanıklıktan çekilme hakkı olanların iletişiminin tespit edilip hükme esas alınmasını da uygun bulmadıklarını kaydetti.Avukat ve müvekkili arasındaki görüşmelerin dinlenmesinin yasaklanmasına karşın, bunların dinlenerek hükme esas alındığını belirten Yeşil, tesadüfi elde edilen deliller konusunda, yani bir dinleme kararı almadan aynı dinlemeye devam edilmesi ve bunların hükme esas alınmasını da bozma nedenlerinden saydıklarını belirtti.

Yeşil, bazı dinlemelere ilişkin, iletişimin tespitine yönelik karar bulamadıklarını bildirdi.Savunmaya ilişkin koşulları da değerlendiren Yeşil, zanlıların hakları hatırlatılmadan, şüpheliler müdafi yardımından yararlandırılmadan, yasada yeri olmayan ve mülakat şeklinde yapılan sorgu tutanaklarının hükme esas alınmasını da uygun bulmadıklarını vurguladı.

Yeşil, soruşturma aşamasında zorunlu müdafilik gerektiren suçlarda müdafi olmaksızın kolluk tarafından alınan ifadelerin duruşmada okunarak hükme esas alınmasının da bozma nedenlerinden olduğunu aktardı.Gerekçeli kararda hangi hususların bulunacağı CMK’da açıkça düzenlenmesine rağmen ön söze yer verildiğini ve bunun da imzasız olduğuna işaret eden Yeşil, esasa ilişkin hususlarda dip notlara atıf yapılması, kabul edilen delillerin hangi nedenle kabul edildiği, reddedilenlerin gerekçesiz olarak tartışmasız bırakılması gibi konuların bozma nedenleri arasında bulunduğunu söyledi.Yeşil, yerel mahkemenin gerekçeli kararında, ceza muhakemesindeki emredici kanun hükümlerinin eleştirisi yapılarak “ben bu hükümleri uygulamıyorum” denmesi, hukuka aykırı olduğu söylenen delillerin gerekçede yeterince tartışılmaması gibi hususların da bozma nedeni olduğunu belirterek, bunların usule yönelik bozma gerekçeleri olduğunu kaydetti.

ÖRGÜT TANIMI

Hakim Eyüp Yeşil, yerel mahkemenin “örgüt” kabulü ile dairenin “örgüt” konusundaki görüşü arasında bulunan çelişkilere değineceğini söyledi.

Yeşil, yerel mahkeme tarafından örgütün varlığı açısından kabul edilen belgelerin incelendiğini belirterek, mahkemenin “örgüt” kabulünde dairede yeterli kanaat oluşturamayan hususları şöyle sıraladı: “Genelkurmay Başkanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığının yazılarında Ergenekon örgütünün varlığına ilişkin bilgilerin bulunmaması. MİT Müsteşarlığı yazısına göre örgüte ilişkin bilgilerin ihbar ve açık kaynak duyumlarına dayanması. Emniyet Genel Müdürlüğünce örgüte ilişkin bilgilerin ilk defa bu soruşturma kapsamında ortaya çıktığının bildirilmesi. Tanık olarak dinlenen eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün MİT Müsteşarlığınca kendisine yapılan sunumu ciddi bulmadığını ve daha önce örgüte ilişkin bir bilgisinin bulunmadığını beyan etmesine rağmen, bu hususun hükümde dikkate alınmaması. Mahkemece Emniyet Genel Müdürlüğünün sadece bir yazısını hükme esas alınırken, diğer kurumların yazılarını aynı kurumun diğer yazılarının tartışmasız bırakılması. 1997 yılı sonrasında dergilerde yazılmış yazılar, televizyonlarda yapılmış konuşmalar, programlar kitap ve köşe yazıları, röportajlar ve konferans konuşmalarının örgütün varlığına delil kabul edilmesi.”

“ÖNEMLİ FARKLILIK”

Örgüt ana bilgileri kabul edilen dokümanların Tuncay Güney ve Ümit Oğuztan’ın ev ve iş yeri aramalarında ele geçirildiğini, daha sonra bir kısmının internet ortamında yayımlandığının anlaşıldığını belirten Yeşil, sanıkların örgüte ilişkin nitelendirilmesinin somut deliller yerine örgüt ana dokümanlarına atıf yapılarak kurulması ve örgüt dokümanı kabul edilen belgelerdeki örgütün yapılanması ile mahkemenin kabul ettiği örgüt yapılanması arasında önemli şekilde farklılık bulunması gibi konuların da bozma nedeni sayıldığını aktardı.

Örgütün nerede, ne zaman kim ya da kimler tarafından kurulduğunun ortaya konulamadığı gibi örgüt faaliyeti kapsamında daha önce işlenmiş suçların da belirtilmediğini dile getiren Yeşil, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sanıkların örgütle nerede, ne zaman ve kimler vasıtasıyla ilişkiye geçtikleri ve hiyerarşik konumlarının açıklanamaması, örgütün kabul ediliş şekliyle liderinin belli olmaması gibi, departman ve hücre arasındaki köprü elemanları ve bu irtibatın ne şekilde sağlandığının ortaya konulamaması, TSK içinde kurulu olmakla birlikte sivil yapılanmaya da sahip olduğu ve 1971’li yıllarda var olduğu mahkemece kabul edilen bir örgütten, MİT, Genelkurmay Başkanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün haberdar olmamasının nedenlerinin makul şekilde açıklanamaması, mahkemenin kabul ettiği şekilde, bu örgütün diğer terör örgütlerini de yönlendirip, yönettiği konusunda somut delil ortaya konulamaması, delillerin önemli bir kısmının hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.

Bu işe bakacak mahkemeye örgütle ilgili şunu söyledik, atılı suçlara ilişkin somut delillere dayalı olarak sanıkların eylem ve faaliyetlerindeki irtibatı ortaya koyduktan sonra varsa iştirak iradesini aşan hiyerarşik yapılanmanın bulunup bulunmadığı, bu yapılanmanın bir veya birden fazla oluşum veya örgüt niteliğinde olup olmadığını, varsa örgütün niteliğini dosya kapsamı ve somut delillere göre ortaya konularak, sanıkların hukuki durumlarının bu doğrultuda tayin edilmesi gerekirken bunlara riayet edilmeksizin örgüt kabulünde isabet bulunmadığından bu nedenle bozulmuştur.”

Hükümde ağırlıklı olarak “hükümete karşı suç” bölümü bulunduğundan bu konuyu da irdelediklerini söyleyen Yeşil, 765 sayılı eski Türk Ceza Kanununun (TCK), 147. maddesinde düzenlenen “hükümete karşı suç”un teşebbüs suçu olarak düzenlenmediğini, maddi ve manevi cebir kullanarak hükümetin karar alma yetkisinin kısmen veya tamamen ortadan kaldırılması halinde bu suçun oluşacağını söyledi.

5237 sayılı TCK’da ise bu suçun “teşebbüs suçu” olarak düzenlendiğini ve unsur olarak da “cebir ve şiddet kullanarak hükümeti ortadan kaldırmaya ve görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs edilmesini” yaptırım altına bağladığını ifade eden Yeşil, “Dolayısıyla her iki suç arasında gerek teşebbüs gerek unsur açısından değişiklik olduğu halde bu husus yeterince mahkeme kararında tartışılmamış, lehe yasa mukayesesi ayrıntılı yapılmamıştır” diye konuştu.

DANIŞTAY SALDIRISI

Mahkemenin, “örgütsel faaliyet içinde vahamet arz eden olaylar” olarak Cumhuriyet gazetesine bomba atılması ve Danıştay saldırısını kabul ettiğini aktaran Yeşil, “Ayrıntısı gerekçeli kararda açıklanacaktır. Özellikle Danıştay saldırısıyla ilgili bir örgütsel faaliyet içinde olsa da olmasa da kesin olarak söyleyemiyoruz, ama somut araç suç bakımından, yani öldürmeye teşebbüs bakımından sanıklar Osman Yıldırım, Erhan Timuroğlu, İsmail Sağır’ın, suçu bizzat işleyen Alparslan Aslan’a yardım eden sıfatıyla katıldıklarının anlaşılması karşısında TCK 39. madde gereğince cezalandırılmaları gerekirken beraatlerine karar verilmesi bozma nedeni yapılmıştır” dedi.

Başkan Yeşil, özellikle mahkemenin teşekkülü konusundaki hukuka aykırılıkların mutlak bozma nedenleri arasında yer aldığını belirterek, “Mahkemenin teşekkülü, özellikle müzakere yöntemi sanık lehine bir hüküm olmadığı için beraat hükümlerini bu sebeple onayamadık. Çünkü ‘kamu düzenini ilgilendiren bir durum olduğundan tekrar onlar hakkında hüküm kurulması gerekir’ dedik. Ancak dosyanın somut delili olmayan, daha önce beraat hükmü kurulan ve beraat etmesi mevcut delillerle gerekenlerle ilgili de mahkemenin bir an önce karara çıkması şeklinde bir yol gösterme ana kararımızda yer almıştır” değerlendirmesinde bulundu.

Yeşil, hükmün ana hatlarıyla bu şekilde olduğunu belirterek, mutlak hukuka aykırılıklara değindiklerini, kararın daha sonra tebliğ edileceğini bildirdi.

SÜREÇ NASIL İŞLEYECEK?

Yargıtay 16. Ceza Dairesi heyetinin 231 sayfadan oluşan gerekçeli kararının yarın Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’ne (UYAP) konulması bekleniyor. Bozma gerekçeleri, davaya bakacak İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilecek. Yerel mahkeme, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin ilk kararında direnebileceği gibi Yargıtayın bozma gerekçeleri doğrultusunda yeni bir karar da verebilecek.

İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtayın bozma gerekçelerine uyarsa, özellikle İlker Başbuğ yönünden Yüce Divan yargılamasına ilişkin gerekçeler doğrultusunda Başbuğ ile ilgili dosyayı Anayasa Mahkemesine gönderecek. Başbuğ’un yargılanmasına ilişkin Başbakanlıktan soruşturma izni alınıp alınmaması konusu da yerel mahkemece değerlendirilecek.

Bu arada, Yargıtay 16. Ceza Dairesi heyetinin, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi heyetiyle ilgili suç duyurusunda bulunulması konusunu yerel mahkemenin takdirine bıraktığı öğrenildi.

 ANAYASA MAHKEMESİ’NDEN İHLAL KARARI

Bazı sanıklar, Ergenekon davasına bakan, kapatılan özel yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçeli kararı yazmasının 7 ay sürmesi nedeniyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulundu. Yüksek Mahkeme sanıkların haklarının ihlal edildiğine karar verdi.

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı üzerine, kaldırılan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi yerine başvuruları inceleyen nöbetçi mahkemeler sanıkları tahliye etti.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 16 bin 600 sayfadan oluşan gerekçeli kararının taraflara tebliğ edilmesinin ardından dosya, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi. Başsavcılığın tebliğnamesinde, esasa girilmeden “usul” yönünden bozma istendi.

“SAHTE DELİL” VE “KUMPAS”

Sanık savunmaları, “sahte” ve “uydurma” delillerle suçlandıkları, soruşturma ve kovuşturmanın “hukuka aykırı” yapıldığı, davanın “Fetullahçı Terör Örgütü” (FETÖ) tarafından kurulan “kumpas” ürünü olduğu görüşü üzerinde yoğunlaştı.

Tüm sanıklar, Danıştay saldırısı davasının bu davadan ayrılmasını, davanın usulden değil esastan bozulmasını, “kendilerine kumpas kuranlar” hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istedi.

MANŞETLER

Screenshot_13
Bugün gazetesinin 6 ağustos 2013 tarihli haberinde ’19 Müebbet’ başlıklı haberinde İlk kez bir Genelkurmay başkanının ceza almasının ve Silivri’de alınan olağanüstü güvenlik önlemlerinin altını çizdi.
Screenshot_14
Yeni Şafak gazetesi 6 ağustos 2013 tarihli haberinde Ergenekon davası sürecinde darbeye teşebbüs edenlerin en ağır cezayı aldığının altını çizdi.
Screenshot_9
Akşam gazetesi 6 ağustos 2013 tarihli ‘suç ve ceza’ başlıklı haberinde darbe girişiminde bulunanların en ağır cezayı aldığını vurguladı.
Screenshot_15
Star gazetesi 6 ağustos 2013 tarihli ‘derin devlete müebbet’ başlıklı haberinde Ergenekon davasında müebbet hapis cezası alan kişileri ve görevlerini vurguladı.

 

Kaynaklar:

NTV – Ergenekon Davasında Karar

Milliyet- Küçük soruşturmasını istihbarat şubesi kapattı  

MİT- MİT  basın açıklaması

Taraf – 1923’te kuruldu 2008’de arınıyor 

Hürriyet – Savcı Öz’ün tehdit davası ile Ergenekon birleştirildi

Yeni Şafak –  TSK içindeki kara propaganda iddianamesi 

Hurriyet – ‘İrtica ile mücadele eylem planı’ davası başladı 

Videolar

FETÖ'de Bugün

Özel Dosyalar

Takip edin